|
|
Arþiv
|
Friday, 09 June 2006 |
|
Sanat; özünde doðayý öykünerek, her hangi bir etkinliði, bir iþi yapmanýn yöntemi, bilgisi ve kurallarýný belirleyen bir eylem biçimidir. Bu tanýma göre sanat; doðayý insan yararýna kullanma etkinliði olarak karþýmýza çýkar. Ýnsan doðayý kendi yararýna olacak biçimde deðiþikliðe uðratýrken, kendi tinini de doyuma ulaþtýrmaya çalýþýr. Ýþte sanat estetik duygularý da öne çýkararak, zevk öðesini de iþin içine katarak doðayý dönüþtürme iþidir. Sanat insanýn yalnýzca dirimsel gereksinimin deðil, ayný zamanda tinsel doyumunu da kapsamasýdýr. Çünkü insan tin ve ten olarak bir bütünsel yapý oluþturur. Sanatýn içinde felsefe, edebiyat, müzik, yontu, resim, tiyatro gibi insan tinine yönelik düþünsel boyut ve güzellik duygularý vardýr. Burada insan yetisinin iþlevi öne çýkar. Bazen din ve felsefe, insaný günlük hayatýn dar kalýplarýna sokar. Ýþte sanat burada devreye girerek insaný rahatlatýr. Bir oksijen subabý gibi insaný sýkýntýdan kurtarýr. Sanatta insan kendini bulmaya çalýþýr. Doðayla kendi arasýnda ki kopukluðu gidermek ve kendisiyle doða arasýnda ki iliþkiyi kurabilmek sanatýn en temel iþlevidir. Sanatýn yöntemi insan ruhunu keþfetmektir. Bedensel gereksinim yenilen besinlerle, dýþarýdan alýnan maddesel gýdalarla giderilirken, ruhsal gereksinimi de ancak sanat giderebilir. Denebilir ki sanat insanýn soyut kavramlara varmasýyla oluþmuþtur. Sanat somutun soyuta, soyutun somuta çevrilmiþ biçimidir. Gerek bilim, gerek sanat olsun insan özünde kendi gerçekliðini aramaktadýr. Ýnsan aklý ve zekasýyla, görüþ, sezgi ve yetisiyle sürekli araþtýrýp sorgulayarak kendi varlýðýný kanýtlanmaya kendi gerçekliðini bulmaya çalýþmaktadýr. Sanat, bilim, felsefe,din ve teknoloji bu gerçekliðe ulaþmanýn birer aracýdýrlar. Bunlar birbirine sýký sýkýya baðlýdýrlar. Her sanat eseri, var olan bir þey ile, bir nesne ile ilgilidir; belli bir varlýðý anlatýr, ondan bir parça ortaya koyar. Bir resim, belli bir tabiat parçasýnýn resmidir veya bir insan görüntüsüdür. Bir tiyatro oyunu, belli olaylarýn simgelenmesidir. Bir þiir ya da müzik parçasý, ya tabiattan ya da insan ruhundan, insan duygularýndan bir anlatýmdýr. Sanatçýnýn gördüðü, kavradýðý ve gerçeklik olarak belirlediði varlýðýn bilgisi, sanatýn öz konusunu oluþturur. devam Sanat insan ruhunun güzelliðinin dýþavurumudur. Sanatta estetik duygular ön plandadýr. Sanat insanlarýn gereksinimini karþýlamak için öðrendikleri iþ, ustalýk, hüner, marifet, bilgi ve görgü anlamýnda da kullanýlýr. Bu iþleve zanaat denir. Zanaatla, sanat iç içedir. Birbirinden ayrýlmazlar. Özünde sanat tinsel( ruhsal gereksinmeyi, zanaat ise dirimsel gereksinmeyi) gidermeye dönük insansal olgudur. Bu ikisi arasýnda ki ayrýmý zanaat ile sanat arasýnda ki ayrýmý yapabilmek için sanata“Güzel Sanatlar” adý verilmiþtir. Çünkü sanat estetik duygularý, güzeli, iyiyi, uyumluluðu, ahengi yaþatabilmek amacýyla doða karþýnda ki duygu ve düþüncelerini ; çizgi, renk, ses, söz, çalðý, ritm, þeklinde açýða çýkarma eylemidir. Esasý ruhun rahatlamasý, ruhsal erince ulaþabilme güdüsü yatar. Sanatta insan doðaya, topluma ve insana bakýþ açýsý bakýmýndan farklý anlayýþlar vardýr. Söz konusu arabeskte bu farklý anlayýþlardan birisidir. Arabesk konusunu daha sonraya býrakacaðým. |
|
Son Güncelleme ( Friday, 09 June 2006 )
|
|
|
Friday, 09 June 2006 |
|
Kendini bilmeyen, onca insanlar Fesatlýk tohumu, ekip gidenler Ýnsanlara nice, aðý sunanlar Bakmadan ardýna, çýkýp gidenler Hiç emek vermeden, bunca serveti Nasýl da kazandýn, nedir hikmeti Bunca çalýþmanýn, yok bereketi Bükülüp belleri, yoksul gidenler Tüm yaþamýn yükü, yansýr tenine Ýnmeden olayýn, hiç temeline Kapýlmýþ, yürümüþ, aþkýn seline Sönmeden ateþi, közsüz gidenler Keramet bulunmaz, insan baþýnda Çok anlam gizlidir, kalem kaþýnda Gerçeklik arama, asla düþünde Nice hayallere, girip gidenler Bilmez isen eðer, kendi eksiðin Taslarsan büyüklük, kalmaz etiðin Sende Zamaným’da, sonsuza deðin Yaþayýp, durulmaz, bilip gidenler
|
|
|
Thursday, 08 June 2006 |
|
Niçin anlamsýzca, üzdük üzüldük Bir dostun kalbini, kýrmaya deðmez Nice sohbetlerde, güldük güldürdük Bu koca dünyada, kýrmaya deðmez Ceviz kabuðunu, doldurmaz þeyi Sorun yaptýk, futbol, kariyer deyi Bilmem ki insanlar, bölüþmez neyi Bu kýsa yaþamda, kýrmaya deðmez Býrakýn insanlar, daim yazsýnlar Olgun davranýþtan, feyiz alsýnlar Tüm dünyaya, bilgi, sevgi salsýnlar Sevgisiz olup da, kýrmaya deðmez Kusursuz insan yok, kusurun örtme Bilinmez bir malýn, peþine gitme Düþmekte olaný, sakýn ha itme Düþmanca davranýp, kýrmaya deðmez Edepli, erkanlý, ulu yolumuz Sakýn baðlanmasýn, dostça kolumuz Sevgi çaðýrmalý, boþ ve dolumuz Dolu bir þiþeyi, kýrmaya deðmez Zamaným sizlerle, duyuyor gurur Dost kavga ederse, eller de vurur Cahilin sözleri , kamili yorur Kibirlenip dostu, kýrmaya deðmez. |
|
|
Sunday, 04 June 2006 |
|
GECEKONDUDA HAYAT Bugün bir hayatý sonlardýrdýk kendi ellerimizle. 32 yýl önce köyden, kente göçün meyvesi olarak ortaya çýkan bir hayat söndü. 1971 yýlýnda Sivas’ýn Divriði ilçesinin Keklikpýnar köyünden bilinen gerekçelerle yola çýkan aile , Ankara’nýn Mamak ilçesinin (o tarihlerde Çankaya ilçesi) Þahintepe mahallesinde aldýklarý 330 metre kare lik arsa üzerine bir ev inþa ettiler. O günde, bugünde adýna gecekondu denilen temel atýlmasý ile çatýsýnýn derilmesi birkaç günde bitirilen ev türleriydi bu yapýlar. Unutmam Þahintepe ‘ nin baþka bir kondusunda kirada otururken, geceleri henüz duvarlarý örülmüþ ev Belediyeye ait yýkým ekipleri tarafýndan yýkýlmasýn diye gazlý lamba ýþýðýnda abimler nöbet beklerdi. Bu uyanýkça tutuma alýþkýn olan belediye ekipleri muhtemelen kendiside gecekonduda oturan ekip baþý ile diðer görevliler sýrf emirleri yerine getirmiþ olmak için örülmüþ briketin küçük bir kýsmýný kazma darbeleri ile yýkýp oradan ayrýlýrlardý. Evimize kýsa bir süre sonra taþýndýðýmýzda elektriksiz ve susuz günler geçirdik. Elektrikçi ustasý biraz üçkaðýtçý olduðundan uzunca bir süre evimizin elektrik hatlarý çekilmedi. Suyu ise evimizden yaklaþýk 500 metre aþaðýdaki “akar çeþmeden” ve sonralarý “ Hoca dede “ diye bildiðimiz bir yaþlýnýn cadde üstüne yaptýrdýðý tulumbadan cekkillerle (Boyunduruk) taþýyarak temin ettik. Bu eziyet evimize su baðlandýktan sonda da devam etti. Kalabalýk bir aileydik. Evimiz çok mu geniþti yoksa bana mý öyle geliyordu bilmem , yatak ve sofra haricinde sýkýþýklýðýmýzý hatýrlamýyorum. O zamanlar dedem ve ebem (Babaannem) henüz sað idiler. Salonda dedemle , ebem ayrý somyalarda yatar bizlerde bir yataða iki kardeþ sýðacak þekilde baþlý, kýçlý yatardýk. Yataðý genelde ben ve Abbas aðabeyim paylaþýrdýk. Yataðýmýz annemle, babamýn yataklarýnýn hemen dibiydi. Yoksulluklar yaþadýk evimizde. Yere serilen sofra bezi üzerine konulan geniþçe bir sini etrafýna kümelenir kimi zaman kaþýðýn yetersizliðinden kaþýklarý deðiþ tokuþ ederek yemeðimizi yerdik. Yemek siniye koca bir tas içinde gelir ve birkaç dakika içerisinde bolca ekmek katýk edilerek tas temize çýkarýlýrdý. Bir keresinde hiç unutmam sabah kahvaltýsýnda baþkaca bir þey olmadýðý için sadece yað ve çökelek ile kahvaltý etmiþtik.Bazý Pazar günleri aramýzda para toplayarak yarým sucuk ve birkaç yumurta ile keyifli bir sabah kahvaltýsý yaptýðýmýzda olurdu. Çeþit ,çeþit sobamýz oldu. Ýlk sobamýz kuzine tabir edilen bir tarafýnda yakma bölümü, diðer yanýnda ise oluþan sýcaklýðý deðerlendirmek için fýrýn bölümü vardý. Bu fýrýn bölümünde küllemeler börekler yapýlýrdý. Patates közlemesi ise ayrý bir zevkti. Kendimize ait çoraplarýmýz, pantolonlarýmýz olmadý. Bir öncekinin küçülenleri, eþ dostun çocuklarýnýn küçülenleri ile idare ederek geldik belli yaþlara. TV izlemek biraz cesaret isterdi. Tek baþýna çalýþan bir babanýn bazen sözleriyle bazen de fiili hareketi ile TV kapatýlýrdý elektrik sarfiyatýnýn fazlalýðý gerekçe gösterilerek. Biz ise TV’nin çok az elektrik harcadýðýný ispata yönelirdik. Bu söylemimizi destekleyen yabancýlar olduðu zaman ise sevinçten dört köþe olur ancak babamýn inadýný yenemezdik. Dedemin babama kýzmalarý yada babamýn misafirliðe gittiði saatler TV izlemek için ideal zamanlarýmýzdý. Ýlk televizyonumuz siyah beyaz Sharp marka bir TV idi. O sýralar amcalar ve eltiler arasýnda rekabet kimin TV’si daha iyi, kim buzdolabýný önce aldý da diðeri onu taklit etti aðýz dalaþýna hatta kimi zaman küslüklere kadar varan diyaloglar oluþurdu. 1974 yýlýnda Ali (Mehmet) abim askerdi. Kýbrýs’ta savaþ vardý ve oda savaþa dahil edilen bir askerdi. O zamanlar mahallemizde Arnavut göçmeni olan bir aile haricinde baþkaca kimsede TV yoktu. Onlarýn büyükçe bir bahçesi , çocuk boyumuza göre yüksekçe bir bahçe duvarý vardý. Bu bahçe duvarýna týrmanýr televizyonu burada izlerdik. Abimin Kýbrýs’ta ki günlerinin stresini bu evde yaþadýk. Dönemin özelliði gereði ailemiz solcu, gençleri ise sosyalist devrimci idi. Haliyle kavgalar, dövülmeler, okuldan kovulmalar yaþandý. Süleyman abim bu konuda en çok maðdur olan hatta ölümün kýyýsýndan dönendi. Hüseyin abimin belki yarým þiþe belki de en fazla bir þiþe bira içtikten sonra eve gelip “bugün Mamak’ta 2 polis dövdüm, 3 bekçi dövdüm” söylemleri hepimizi güldürürdü , sonra kendiside gülerdi söylediklerine. Ailemiz sadece kardeþlerimizden oluþmuyordu. Amca çocuklarý da ailenin bir ferdi gibiydi. Akþamlarý çoðunlukla bizde toplanýlýr, gülmeceler eðlenceler bizim evimizin duvarlarýnda yankýlanýrdý. Yaz akþamlarýnýn geç saatlere kadar varan sohbetleri kýþýn kayma seanslarýna döner, soðuktan buzlaþmýþ pantolonlarýmýz kýzarmýþ burun, artýk neredeyse kayarken dengemizi saðlamaya yarayan odun parçasýný bile hissetmeyen ellerimizi evimizin gürül, gürül yanan sobasýnda ýsýtýr, pantolonlarýmýzdaki son su buharý yok olunca yeni bir enerji ve zevkle odunlarýmýzý alýp yeniden kaymaya, özgürlüðe giderdik. Tuvaletimiz bahçemizin sokak sýnýrýna yapýldý. Sonra Dedemin ve ebemin rahatsýzlýðý dolayýsýyla , evin dýþýna yapýlmýþ olan tuvalet mecburen içeriye alýndý. Mevcut mutfak ikiye bölünerek yol tarafýnda kalan bölüm tuvalet , salon kýsmýna bakan bölüm mutfak olarak kullanýldý kýsa bir süre. Ama iþlevsel olmayan bir yöntemden vaz geçilerek mutfak eski haline getirildi. Bu tarihten sonra sürekli olarak tuvalet ve banyo olarak kullanýlacak yer evin giriþ kapýsýnýn sað yanýndaki boþluk oldu. Evimizin geniþçe bir bahçesi ve çeþitli aðaçlarý vardý. Nüfus kalabalýk olunca ve birde Ali abim evlenince evin geniþletilmesi zorunlu bir hal aldý. Çözüm olarak evimize bir kardeþ daha yapýlmasý kararlaþtýrýldý. Borç harç geniþ bahçemizin kuzey (sað) yanýna yýðma tarzda bir ev daha yapýldý. Ali abimler burada oturmaya baþladýlar. Sanýrým babamýn emekliliði sonrasýnda bu evin üzerine yeni bir ev daha yapýlarak evimizin kardeþ sayýsý 2 ye çýkarýldý. Ali abimler bu kez üst kata taþýndý.Alt kat kiraya verildi. Ýlk kiracýmýz yanýlmýyorsam bir bekçiydi. Zöhre yengemin kardeþi Cafer aðabeyler, Hýdýr amcamlar, Binali abiler, Yüksel ve kardeþleri , çok yoksul ve mazlum bir çift, Hasan abiler sonra sadece 1 günlüðüne gelip birde kazanýmýzý çalan bir aile hatýrlayabildiðim kiracýlarýmýzdý. Bu evlerde Yakup abim ve Çetin’de bir süreliðine oturdular. En son kiracýmýz ise köyümüzün derneði oldu. Duvarlar kireçten boyalýydý. Yýllarýn badanasý koca bir kalýp oluþturmuþtu duvarlarda. Çatýsý her daim akar biz geçici çözümlerle akýntýyý keserdik. Soðuk bir kýþ günü annemin serzeniþleri ve bunun üzerine duyduðum öfke ile çatýya çýkmýþ yýllarýn eskittiði kiremitleri düzeltmeye çalýþýrken, alttaki çýtalar çökmüþtü. Ýnce, ince yaðan yaðmur dondurucu bir soðuk ile günün öðlen saatlerinde baþladýðým tamiratý akþamýn karanlýðýnda zorla bitirmiþtim. Eve indiðimde sýrýlsýklam elbiselerimi yine çocukluðumdaki gibi gürül , gürül yanan sobanýn yanýnda sonsuz bir keyifle kurutmuþtum. Yokluk yýllarýný yaþadýk evimizde.Bir dönem (70’li yýllar) Tüp, ekmek, sana yað gibi temel ihtiyaçlar ya karaborsadan karþýlanýyor (parasý olan için) yada sabahýn erken saatlerinde bu ihtiyaç maddelerini satan kurumlarýn önünde kuyruklara girilerek giderilmeye çalýþýlýyordu. Çocukluðumda kýþ aylarý daha çetin geçerdi. Abartýsýz belimize kadar yaðan karlarý yara , yara ekmek kuyruðuna girdiðimi hatýrlarým.Böyle bir günde Dedemle birlikte “50.Yýl ekmek Fabrikasý” unvanlý fýrýnda girdiðimiz ekmek kuyruðunda az kalsýn gözüm çýkacaktý. Güç bela aldýðýmýz ekmeklerden birini Dedemle birlikte yolda yemiþtik. Yað bulmakta bir sorundu. Ortaokulda Oktay diye bir arkadaþým vardý. Babasý kent otelde çalýþýyordu. Baþ müdür olduðunu söylemiþti ama sonradan garson olduðunu öðrendim. Oktay’la dertleþirken evde yaðýmýzýn olmadýðýný söyledim. Ben sana satayým dedi. Akþam okul daðýldýðýnda Oktay’la bizim eve gittik. Sobanýn üzerinde kaynayan yayla çorbasýnýn kokusu eve sinmiþti. Oktay’ý tanýþtýrdým bizimkilerle. Oktay çantasýndan çýkardýðý (muhtemelen evden aþýrdýðý) iki adet sana yaðýný bizimkilere vermiþ parasýný da Süleyman abimden almýþtý. Yaz akþamlarýnda kimi zaman sigaramý yakar sokakla evin birleþtiði yokuþun kenarýna oturur yýldýzlarý seyrederdim. Hayallere dalar mutlu olurdum. Sünnetimi Ali abim ve Ýnsaf yengemlerin düðününde, babamlarýn yatak odasýnda, baþýmda kirvemin sürekli aðzýma þeker týkýþtýrmasý, Gazi amcanýn malum yerime 6 adet iðneden sonra bedenimdeki fazlalýðý almasý sonrasýnda olmuþtum. Sanýrým ilkokul 3. sýnýf öðrencisiydim. Ýlk kez ilkokul 4. sýnýfta çalýþmaya baþladým. Amca oðlu Veysel ile birlikte önceden boyacýlýk yapan Abbas abimle meslektaþ olduk. Veysel’in ve benim sandýklarýmýz inþaat kerestelerinden yapýlmýþ aðýrca sandýklardý. Sandýklarýn taþýma kemerleri omzumuzda iz yapar, taþýnan bölgeyi kýzartýrdý. Sandýklarý taþýrken vücudumuz sandýðýn olduðu yerin aksine bir eðim alýr ve S harfi gibi olurdu. Ýlk yýllar herkes kendine çalýþtý. Veysel genelde kazandýðý parayý Naci abinin çalýþtýðý “Buket Pastanesine” yatýrýrdý. Sonralarý ortak çalýþmaya baþladýk. Kim ne kadar boyarsa akþam hasýlatý toplar ikiye bölerdik. Önceleri Buket Pastanesi önünde sýralý bir halde boyacýlýk yaptýk. Sonra yolun karþý kýyýsýna geçtik. Orada Hüseyin abim terzi Mustafa’nýn, Ýhsan abi berber Hasan’ýn yanýnda çalýþýyorlardý. Hüseyin abim bir süre sonra askere gitti. Ha bu arada terziye çýrak aranýyordu. Mustafa abi beni aldý. Bir hafta boyunca orta parmaðýma baðlanmýþ yüzükle yattým kalktým. Elim dikiþ dikmeye alýþsýn diye. Kumaþ parçalarýnda tatbikatlar yaptým. O anda simitçilik yapan Abbas abim okula devam etmeme kararý alýnca benimde hiç sevmediðimi düþündüðüm boyacýlýða baþlama þansým doðdu. Çünkü bundan böyle terzi çýraklýðý Abbas abime kalýyordu. Misafirlerimiz hiç eksik olmazdý. Yada bizimkilerin misafirlik gezmeleri. Komþuluk iliþkileri ne kadar saðlamdý ki bunu bugün daha iyi anlýyorum. Apartmanýmýzda yaþayan býrakýn alt kat komþularýný hemen karþýdaki komþuyu bile tanýmazken eskiden baþka mahallelerden dahi komþular gelir, onlara iadei ziyarette bulunulurdu. Annemden ilk aðýtý bu evde dinlemiþtim. Ýstanbul’da yaþayan Ýsmail dedemin ölüm haberini aldýðýmýzda annem salonun ortasýna oturup dizlerine vura vura aðýtlar yakarak aðlamýþtý. Komþularýmýz yine o sýcak insani yanlarýný gösterip birkaç gün evin yemek ihtiyaçlarýný sýrasýyla yerine getirmiþlerdi. Elif ebemi de lise son sýnýfta iken kaybettik. Kambur bir beli, iskeletinin üzerine sanki yapýþtýrýlmýþ incecik bir derisi vardý. Ýðdeyi öylesine severdi ki, mahalleden “iðde var leblebi var keçi boynuzu var, çamaþýra mandal var, iðdeciiii” baðýrtýsý ebemi cezp eder,Ebem daha önce zulasýna koyduðu yýrtýk naylon ayakkabý, bakýr, sarý ne varsa satýcýya verir, satýcý aldýðý malzemeleri terazinin bir kefesine koyar, diðer yanýna da iðde doldurulurdu. Ebem genelde bizden saklayarak peþine doldurduðu iðdeleri aðzýnda kalmýþ bir iki diþ ile ýsýrýp yemeye çalýþýrdý. Dedem ebeme göre daha vakur ve prensipliydi. Adil ve demokrat bir yaný vardý. Babamýn ve annemin hýþýmlarýna karþý bizi korur, kollardý. Hayatýnýn sonlarýna doðru bazý bilinç bulanýklýðý yaþadýðý zamanlarda olurdu. Ama o haliyle bile yine de saygýn ve sevimliydi. Dedemin yaþlýlýk aylýðýný genelde beraber alýrdýk. Maaþ sonrasýnda bana harçlýk verirdi. Sakal traþýný ben, bazen de Veysel yapardý. Veysel’in yaptýðý traþlarda dedem oldukça bol miktarda kan kaybý yaþardý Veysel in yaptýðý traþlardan sonra dedemin sakalý kesilir ama yüzü pamuk tarlasýna dönerdi.Kýrmýzý pamuk tarlasýna desek daha iyi bir taným olur sanýrým. Bir keresinde dedemle bir Adapazarý yolculuðumuz olmuþtu. Dedem bastonla yürümek zorunda olduðundan hareket halindeki trende dengesini zor buluyordu. Tuvalet ihtiyacý gelmiþti. Dedemin koluna girerek onu trenin tuvaletine götürdüm. Dedem tuvalete girdi. Kapýyý kapatmadý. O anda “lavuðun” biri dedeme “kapýyý kapatsana dayý” diye hiddetle çýkýþtý. Bende lavuða ayný hiddetle ve diklenerek “görmüyor musun yaþlý ve ayakta zor duruyor. Kapýyý kapatmayacak” dedim ve dedemin koluna girdim. Dedem iþini hallettikten sonra lavuðun orada olmadýðýný gördüm. Askere gitmeden önce dedemin ben yokken ölebileceði hep aklýmdaydý. Kýbrýs’ta askerliðimi yaparken dedemin 1 hafta kadar önce öldüðünü telefonda Fatma söyledi bana. O gün koðuþun boþ olduðu bir sýrada yataðýma kapanýp hýçkýra ,hýçkýra aðladýðýmý dün gibi hatýrlarým. Dede seni seviyorum. Evimiz çokça düðüne sahiplik etti. Çokça da þahitlik. Sokaðýmýzýn ortasýnda bulunan boþ arazinin her yanýnda halayýn, kürt aðýrlamasýnýn izi vardýr. Karda kýþta, yaðmurda çamurda, sýcakta soðukta her daim oyunlarýmýzý oynadýk. Rakýmýzý sohbetlerimize meze edip eðlencenin doyulmaz tadýna vardýk. Bu evde aðlamýþlýðým azdýr. Bir ebem öldüðünde Cafer amcamýn aðlamasýna aðladým.(Laf aramýzda Ýbrahim abimin aðlamasýna da gülmüþtüm.Bu mevzu aramýzda hala anlatýlýr ve gülünür.) Birde Saniye’nin evlenip Ýstanbul’a gidiþine. Baþkaca aðladýðým var mý hatýrlamýyorum. 76. sokaðýn önemli bir özelliði vardý. Birincisi caddeden sokaða doðru yürüdüðünde soldan birinci ev Sait amcalarýn, ikinci ev Durmuþ abilerin, hemen üstünde Hýdýr amcamlarýn, onlarýn üstünde Cafer amcamlarýn ve bu sýrada en son bizim evimiz vardý. Sokaðýn sað yanýndaki en üst evde ise Ýsmail amcamlarýndý. Yani sokaðýn yarýsý ZAMAN ailesine aiti. Bir baþka özellik ise bu sokakta bulunanlarýn ailelerin beylerinin 8’inin DDY’nda çalýþýyor olmasýydý. Hýdýr amcam, Cafer amcam, Müslüm amca (Çorumlu) Babam, Ýbrahim amca, Sami amca ve Ahmet abi DDY’cilerdi. Gecekondularda tamirat tadilat bitmezdi hiç. Her yýl mutlaka bir yer yýkýlýr, tamir edilir yada eklenirdi. Eskiden yollarýmýz asfalt deðildi. Greyder yaðmur sonralarýnda gelir þöyle bir düzeltir geçip giderdi. Yaðmur yaðdýðýnda ileriki tamirat ve tadilatta kullanýlacak kumu yaðmur suyunun önüne koyduðumuz barikatlarda biriken kumlardan saðlardýk.Yolun kenarýna öbek, öbek yýðdýðýmýz kumlarý kovalarla bahçenin bir köþesine yýðar ihtiyaç halinde kullanýrdýk. Evimiz bizlere huzur veren, dinlendiren, derin uykularda bilincimizi dýþarýdan yalýtan, soðuk kýþ gecelerinin ayazýný göðüsleyip bize sýcak bir yuva sunan evimiz. Þimdi seni yalnýzlýða terk edip daðýldýk hepimiz bir ,bir. Biliyor musun, senden ayrýlan her seste irkildim. Eridim. Bir zamanlar seslerimizle yankýlanan duvarlarýn, þimdi sessizliðin sesine alýþmaya çalýþýyor. Var olduðun günden bugüne kadar hiç eksik olmayan sesler nasýlda yok oldular deyip aðlýyor musun ? Küçük odalarýnda huzur içinde yatýp, mutfaðýnda çay demleyen insanlarý özlüyor musun? Kýrgýn mýsýn bize ? Seni oralarda yapayalnýz býrakýp kalleþçe ve bir çýkar uðruna kaçtýðýmýzý düþünüyor musun? Biliyorum ve içim acýyor. Biz sana ihanet ettik. Belki yarýn belki bir sonraki gün idamýný bekleyen yiðit bir insan gibi ayakta ve maðrur kepçe darbeleriyle yok olacaksýn. Biliyorum ve içim acýyor. O kepçe darbeleri duvarlarýna vurdukça, bedeninde sakladýðýn yaþanmýþlýklar bir, bir uçup gidecek sonsuz uzay boþluðuna. Annemin unutamadýðým aðýtý yükselecek önce , toz zerrecikleriyle babamýn tiz sesi, aile fertlerinin sevinç ve hüzün dolu sedasý daðýlacak sonra. Unutma son darbe inerken üstüne biz seni hep sevdik. Ölene kadar beynimin bir köþesinde hep olacaksýn. Bakma insanlarýn gecekondu demelerine sen bizim yüreðimize kondun. Ve hayata bakan son halinle bilincimizde dondun. Seni unutmayacaðým.
|
|
|
Sunday, 04 June 2006 |
|
BEN BÝR ÝNSAN, BEN,TÜRK ÞAÝRÝ KOMÝNÝST NAZIM HÝKMET BEN, TEPEDEN TIRNAÐA ÝMAN, TEPEDEN TIRNAÐA KAVGA, HASRET VE ÜMÝTTEN ÝBARET BEN... NAZIM HÝKMET |
|
| | << Baþa Dön < Önceki 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 757 - 765 Toplam: 806 |
|
|
|